MUSTAFAKEMALPAŞA

70 yıllık saatçilik hikayesi  Ahmet Akyüz

Saatçilik mesleğinde 70 yılı geride bırakan Ahmet Akyüz ile saatçilik ve hayatını konuştuk.

Abone Ol
Merhaba Ahmet Bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Merhaba, Ben Ahmet Akyüz. 1937 yılının Ağustos ayında Mustafakemalpaşa’da doğdum. 1959 yılında evlendim. 2 kızım ve 1 oğlum var. 5 torunum var. Bir torunumun da çocuğu oldu. Geniş bir aile olduk. Ahmet Bey, Mustafakemalpaşa sizi Saatçi Ahmet olarak biliyor. Bu saat hikayesi ne zaman, nasıl başladı? Çocukluğumda zayıf, çelimsiz bir çocuktum. Marangoz olmak istiyordum. Ancak babam zayıf olmam nedeniyle beni bir saatçinin yanına çırak olarak verdi. Hiç aklımda olmayan bir işti ancak çalıştıkça sevdim, öğrendim ve meslek edindim. Çıraklık dönemlerinde Saatçi Şükrü ve Saatçi Fethi Usta’nın yanında çalıştım. İkisinden de mesleğe dair pek çok şey öğrendim. 1954 senesinde ise kendi dükkanımı açarak çalışmaya başladım. 1957 yılında askerlik dönemim oldu. Asker dönüşünde de yine dükkanı işletmeye devam ettim. Başlarda Şeyhmüftü Cami bölgesindeydim. Sonrasında köprü yanındaki belediye binasında hizmet vermeye başladım. Orasının yıkılmasının ardından ise mevcut şu anki yerimize geçtik. O tarihten beri de aynı yerde hizmet vermeye devam ediyoruz. Şu anda oğlunuz İskender ile birliktesiniz. Onun bu mesleğe başlaması nasıl oldu? 1990 yılına kadar işin başındaydım. Ancak 1990 sonrasında işi oğlum İskender’e devrettim. Bir nevi babadan oğula geçmiş oldu. Onun saatçi olarak çalışmaya başlaması aslında ortaokul yıllarına kadar dayanıyor. İskender 12-13 yaşlarındayken bir konuşmamız oldu. Ona ‘Okul mu, dükkan mı?’ diye sordum. Okumak istersen, gücüm yettiği kadar okutacağım dedim. İstikbal onundu ve o saatçi olmayı tercih etti. Kararını verdikten sonra ona söz verdim. Askerden gelene kadar benim yanımda çırak olarak çalışacaksın, askerden sonra ben senin yanında çırak olacağım dedim. Askerlik dönüşü sonrasında söz verdiğim gibi dükkanı ona devrettim. Ben de o günden bugüne onun yanındayım, ona yardımcı olmaya çalışıyorum. Babadan oğula geçiş hikayesinde mesleğin yanında bir de isimler var. Evet. Oğlum İskender, babamın vefatının ardından doğdu. Adının Ali olmasını istiyordum. Ancak ilk önce ablam dedi; “Babam geldi” diye. Sonrasında çevredeki komşularımız da benzer şekilde İskender adını söylemeye başladı. Ancak ben hala Ali olsun istiyordum. Nüfus kaydı için gittiğimde tüm işlemleri yaptıktan sonra sıra ismini söylemeye geldi. Dönem nüfus müdürü Kadir Abi de “İskender geldi” deyince, oğlumun adı Ali yerine İskender oldu. Babam dönemin çok sevilen, tanınan isimlerinden birisiydi. O yüzden böyle oldu. Torunum doğduğunda ise gelinim ve eşim bana “Eğer izin verirsen, çocuğun adını Ahmet koyacağız” dediler. Ben de bu durumdan memnun olacağımı söyledim. Böylece İskender, Ahmet, İskender, Ahmet şeklinde isimler nesilden nesle geçmiş oldu. Babanızın görevi neydi? Babam 1901 doğumlu ve hafız. Dönemin önde gelen hocalarından ders almış. Farklı camilerde görev aldıktan sonra 1947 yılında Şeyhmüftü Cami’ye imam hatip olarak atandı. 1950’de kuran kursu öğretmeni oldu ve 1962 yılına kadar bu görevini de sürdürdü. Bu yıllar içerisinde Mustafakemalpaşa’da 500’e yakın kişiye kurs verdi. İskender Hoca olarak tanınırdı. 1968 yılında ise görev başında vefat etti. Sadece babam değil, annem de Emine Hafız olarak bilinirdi. Hafız olarak hem yardımcı oldu hem de Mustafakemalpaşa’daki kadınların kuran öğrenmesini sağladı. 1964 yılında vefat etti. Bu nedenle ikisi de ilçede tanınırdı. Saatçilik mesleğinde ilginç anılarınız oldu mu? Askerde saatçi olmam aslında benim için hem sürpriz hem de ilginçti. Askere gittiğim dönemde saatçi olduğumu söylememiştim. Askeriyede gerek olmaz diye düşünmüştüm. Ancak bir gün üstüm bana ne iş yapıyorsun diye sorunda saatçi olduğumu söyledim. Meğer askeriyede saatçi aranıyormuş. O günden sonra askerliğime uçak saat bakımcısı olarak devam ettim. Askerlerin, subayların da saatlerini yapıyordum. Bu sayede askerlik yaparken bile para kazanma şansım olmuştu. Meslek anısı olarak yine askeriyede yaşadığım bir olayı hata unutamıyorum. Askerden firara gelir, 2-3 gün sonra dönerdim. Yine böyle bir dönemde askeriyede “Kurmay başkanı seni arıyor” dediler. Ama o dönemlerde kamuflaj giymezdim. Saçlarım da bir asker için çok uzundu. Bu yüzden şikayet edildim diye düşündüm. Önce yüzbaşının yanına gittim. Onun yönlendirmesi ile birlikte kurmay başkanına çıktım. Ben, bana kızacak diye beklerken çekmecesinden bir saat çıkardı ve bunu yapmamı istedi. Amerikan yapımı bir saatti. Zemberek ve direği kırılmıştı. Kurmay başkanı parçası neredeyse söyle uçakla göndereyim dese de parçasını bulmak zordu. Şans o ki giderken yanımda lazım olur diye eski saatler götürmüştüm. Orada bir ustalık işi ile saati çalıştırmayı başardım. Sonrasında saati takdim ettim. İstemesem de Kurmay başkanından döneme göre çok yüksek 50 lira gibi bir para önerdi ancak ben 10 lira almıştım. Sonradan öğrendik ki NATO Kuvvetler Komutanı’nın saatiymiş. O dönemde kimse ilgilenmemiş ya da yapamamış. Beni öğrenen kurmay başkanı ise benim yapacağımı düşünerek saati bana getirmiş. Ahmet Bey saatçiliğe başladığınız döneme göre saat teknolojisi ve yapısı çok değişti. Bir karşılaştırma yapsanız, neler söylersiniz? Eskiden saatler mekanikti, kurmalı bir sistem vardı. Saat düştüğünde genelde kırılır, tamir edilirdi. Su geçirmez gibi özellikleri de yoktu. Şimdi ise elektronik modeller ile birlikte daha fazla yenilik getirildi. Bu anlamda saatler artık daha iyi. Eski tip saatlerin kullanımı azaldı ve eski dönemlerdeki tamiratlar bitti. Şimdi gerekirse yedek parçası takılabiliyor. Bu yüzden saatçilik mesleğinde de bu yönde bir değişim yaşanıyor. Çıraklık dönemlerimde sadece erkekler saat takar, erkeklerin de yüzde 40’ı saat alabilirdi. Şimdi çocukların bile birden fazla saati var. Saat takmak eskiden bir kültürdü. Şimdi ise bir moda. Fiyat açısından da ciddi bir değişim yaşandı. Eskiden bir memur maaşı ile eşdeğer fiyatlarda saatler satardık, bu nedenle alım zordu. Bir ayakkabı 25 lirayken, saatler 100 liraydı. Şimdi fiyatlar da değişti. Mustafakemalpaşa’ya saatçi olarak hizmet vermek desek, neler söylersiniz? Mesleğimde 70 yıl, kendi dükkanımda ise 66 yılı geride bıraktım. Saatçi olmaktan hiç pişman olmadım. Müşteri memnun olduğunda bende memnun, mutlu oldum. Bu sayede Mustafakemalpaşalı vatandaşların büyük bir bölümüyle de tanışma fırsatı buldum. Saatçi olarak çalışmak benim için hem güzel hem de iyi bir meslekti. Hayatınızdaki iyi ki dediğiniz ve pişman olduğunuz şeyler var mı? Sigara içmek en büyük pişmanlığım. Uzun zamandan beri kullanmıyor olsam da hayatımdaki sigara dışında bir pişmanlığım yok. Evlendiğim için, çocuklarım için, mesleğim için, aldığım kararlar için her zaman iyi ki diyorum. Son olarak bundan sonrası için dükkanda mesaiye devam edecek misiniz? İskender bu işin eğitimini alarak, önemli ustaların yanında çalıştı. Artık benim ona katacağım bir şey yok. Ancak hayat deneyimlerimle ona yardımcı olmaya çalışıyorum. Sabahları dükkanı açıp onunla birlikte dükkanda duruyorum. Dükkanda olmaya devam edeceğim. Meslek dışında ise eşimde 61 yıllık bir evliliğimiz var. Günün kalan vakitlerinde de eşimle birlikte evde vakit geçiyoruz. Ahmet Bey, paylaşımlarınız için çok teşekkür ediyoruz. Ben de Paşada’ya çok teşekkür ediyorum.