Bugün çok beğendiğim ve büyük zevk alarak okuyup bitirdiğim Zeugma’nın Sırrı adlı roman için böyle abartılı bir cümle kuramam; fakat yazarın: “Her kitap yeni başlangıçlara kapı açan gizli bir hazinedir” ya da “Kitaplar ruhun gizli mabetlerine açılan kapılardır” cümleleri ile ifade ettiği düşüncesine katılırım.
Nobel Kültür Yayınları tarafından Eylül 2025 tarihinde basılan 416 sayfa ve 37 kısa bölümden oluşan romanın yazarı: Hatice ERDEM. Hatice Erdem Mustafakemalpaşa Bilim ve Sanat Merkezi’nde Felsefe Öğretmeni olarak görevine devam etmekte olan değerli bir eğitimci. Zeugma’nın Sırrı, yazarımızın ikinci romanı. Romanın kapağındaki Zeugma’nın Sırrı üst adının altında, bir de alt başlık var: “Antik Roma’dan Geleceğe Uzanan Ruhsal Bir Dokunuşun Hikâyesi” Bu alt başlık âdeta romanın tek cümlelik özeti gibi.
Zeugma Antik Kenti, günümüzde arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılmış bir kent. Gaziantep’in Nizip ilçesinin 10 km doğusunda bulunan ve Helenler tarafından kurulan kent (M.Ö.300) daha sonra M.Ö. 31’de Roma yönetimine geçince, Helence adı, Zeugma olarak değiştirildi. Askerî anlamda stratejik bir yerde kurulan kent, ayni zamanda tam bir sanat ve ticaret merkeziydi. Zeugma’nın Sırrı romanında anlatılan, (Lima-Adras-Aleksandros) üçlüsü arasında başlayan ve ilerleyen aşk serüveni Antik Roma’nın egemen olduğu çağda Zeugma kentinde geçiyor. İkinci aşk (Aleda ve Tuna) aşkı ise 20. Yüzyılın son çeyreğinde İstanbul’da başlayıp Gaziantep’te devam ediyor.
İşte ilginç olan tam da burası… Ayni zeminde (Anadolu’da) fakat çok farklı zamanlarda yaşanmış olan bu iki aşk ve âşıklar arasında nasıl bir bağlantı kurulacak? M:Ö 31 ve M:S: 1998… İnanılmaz olan bu durumu yazarımız bir şekilde çözüyor. Peki, nasıl çözüyor? Doğal olanla doğaüstü olanı kaynaştıran büyülü gerçeklik yöntemini uygulayarak. Okurunu rüyalarla kanatlandırıp, ezoterik sırlarla örtülü bir yolculuğa çıkararak başarıyor.
Bunu yaparken de hiç zorlanmıyor; çünkü kitabın ilginçliği kadar, yazarımızın yaşam yolculuğu da çok ilginç. Sosyoloji ve edebiyat mezunu. Yüksek lisansını felsefe alanında tamamlıyor. Dersliklerle sınırlı kalmayan eğitim anlayışıyla düzenlediği; felsefe, yaratıcı yazarlık, drama, düşünme becerileri, geleneksel sanatlar, ahşap temalı atölyeler aracılığı ile öğrencilerinin sanatsal, duygusal ve motor becerilerini geliştiriyor,
Yetmiyor, kendisini her alanda geliştirmek amacıyla; bilim, felsefe, tarih, tasavvuf, psikoloji, parapsikoloji, reenkarnasyon, telepati, kuantum fiziği, astral seyahat, rüya kontrolü gibi alanlarda düzenli araştırmalar ve derin okumalar yapıyor. Bütün bu okumalardan edindiği bilgileri, romandaki kişilerin konuşmaları üzerinden bizlere de aktarmış oluyor.
O yüzden “Antik Roma’nın taşlarından yankılanan kadim bir fısıltı, rüyalarla başlayan kuantum fiziği, spiritüel felsefeler ve ezoterik sırlarla örtülü bir yolculuk sonunda, iki kadının, Lima ile Aleda’nın, kader çizgisini getirip bir yerde buluşturuyor.” Tam o noktada da Zeugma’nın Sırrı kendini bize açıveriyor. Aslında bir değil, iki sır var. Şu anda sırları merak ettiğinizi hissediyorum. Fakat şöyle yapalım; sizler, romanı okuyuncaya kadar, bırakalım Zeugma’nın Sırrı, sır olarak kalsın
Dil ve anlatım konusuna gelince… Romanın genelinde üçüncü kişili anlatıcı tekniğini kullanan yazarın, dil konusunda çok yetkin olduğunu, artık tümüyle kendi edebî dilini oluşturduğunu söyleyebilirim. O yüzden, çok katmanlı bir roman olmasına karşın, kitap yine de çok rahat okunabiliyor.
SON BİR NOT: Okuma ve yazma aşkını bir tutkuya dönüştüren; insanlara - özellikle çocukların renkli dünyasına - dokunmayı yaşamsal bir görev olarak üstlenen iki çocuk annesi Hatice Erdem’in, çocukları unutması mümkün mü? Yazarımızın, onlar için de çok güzel bir sürprizi var. Pek yakında.
Hatice Erdem’i içtenlikle tebrik ediyorum. Yolu açık, okuru bol olsun.
Zeugma Müzesi’nden “ÇİNGENE KIZ” mozaiği