İlkokul ve ortaokul öğrenimini Özel Sınav Koleji’nde, lise öğreniminin ilk iki yılını Mustafakemalpaşa Anadolu Lisesi’nde son iki yılını ise Özel Açı Anadolu Lisesi’nde tamamladı. Ardından İstanbul Ticaret Üniversitesi Psikoloji Bölümüne kaydolan Betin, bugün (06.06.2026) tarihi itibariyle halen bu okulda 4. sınıf öğrencisi olarak öğrenimine devam etmektedir.

“Altıncı sınıfta iken yazmaya başladım. Yazmayı, okumayı ve araştırmayı çok seviyorum.” diyen Selin, bu söylemi ile bir gerçeği dile getirmiş oluyor. Gerçekten, daha 6. Sınıf öğrencisi iken bir yerlerde yayımlama amacıyla değil; sadece bir hobi olarak yoğun şekilde öyküler yazmaya başlamıştı. Geniş hayal gücüyle beslenen ve kararlı bir şekilde sürdürülen yazma arzusu sonunda, gün geldi o kısa öyküler önce uzun öykülere, sonunda da romana doğru evirildi.
“HOŞÇA KAL GÜZEL EVİM” adlı Kendi olanaklarıyla bastırdığı 156 sayfalık ilk romanı Pelit Yayınları tarafından Şubat-2019 tarihinde yayımlandığında Selin, lise 9. Sınıf öğrencisi idi. Bu roman, kendisine büyük bir özgüven kazandırdı. Kazanılan bu özgüvenle, bir yıl sonra Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın ülke genelinde düzenlediği “Bir Bahar Öyküsü” temalı, 2. Gençler Arası Öykü Yarışması’na katıldı. “Kader Kitabı” adlı bir öykü ile katıldığı bu yarışma sonunda Selin Betin, iki değerli ödül aldı: Bursa il birinciliği ve Türkiye dördüncülüğü…
Aynı yıl Mayıs-2021’de bu yarışmaya katılan ve ödüle değer görülen öyküler, bakanlık tarafından, çok özel bir baskı ile bir kitapta toplandı ve kitapta öyküleri olan her öğrenciye birer adet gönderildi. Selin o kitabı eline aldığı gün şüphesiz en mutlu günlerinden biriydi.bir şeyi çok açık olarak anlamış oldu. O andan itibaren “yazmak, onun için bir hobi olmaktan çıkmış, bir yaşam felsefesine dönüşmüştü.” Bu anlayışla, 2022’de ikinci romanı ile okurlarının karşısına çıktı.
Romanın adı: LAODİKYA ESİNTİLERİ… Ve bir de alt başlık: “Kertenkele Şehri”… PERSEUS Yayınevi tarafından yayımlanan ve ilk baskısı Şubat-2022’de yapılan bu 179 sayfalık romanını, COVİD-19 salgını döneminde, 95 yaşında kaybettiği Akile Ninesi ile Mehmet Ali Dedesine ithaf etti. Gerçek bir sevginin ifadesi olarak.
Adı geçen romanı okudum. Roman üzerine düşüncelerime geçmeden önce bir konuya daha değinmek istiyorum. İzlediğim kadarı ile Selin, romanları yanında, farklı alanlarda da yazmaya ve eser üretmeye devam ediyor. Medium.com’da Türk tarihi ve Türk kültürü üzerine yayımladığı bazı yazılarını okudum. Değirmen Yapım “RAPUNZEL” Çocuk Tiyatrosu için yönetmen Can Yücel ile birlikte oyun yazdığını gördüm ve takdir ettim. İnanıyorum ki ileride çok daha büyük başarılara imza atacak.

Gelelim genç romancımızın yeni romanına… Kitaba adını veren LAODİKYA, Denizli şehir merkezinin 6 km kuzeyinde Eskihisar, Goncalı ve Bozburun mahalleleri arasında, LYKOS (Çürüksu) ırmağı yakınlarında kurulmuş bir antik kent. M.Ö. 3. yüzyılın ortalarında Seleukoslar Kralı II. Antiokhos Theos tarafından karısı Kraliçe LAODİKE adına kurulmuş…
Bölgenin en gelişmiş en zengin şehri LAODİKYA. Tam bir Ticaret, inanç ve tekstil merkezi. Bu zenginlik ve gelişmişlik ister istemez şehri, pek çok düşmanın hedefi haline getiriyor. Her dönemde yeni yeni düşmanların saldırısına hedef oluyor bu güzel şehir. Pontuslar, Helenler, Romalılar… Bize kalan ise, yer ile yeksan olmuş, virane bir LAODİKYA…

Roman, işte o antik kentte arkeolojik kazı yapan bir ekipteki insanlardan birinin, bugünle geçmiş arasında bir köprü kurmaya çalışan Selin adlı anlatıcının, anlattığı olaylar bütününü içeriyor. 2000 yıllık bir zaman aralığında İki farklı mekânda ilerleyen olayları izlediğimizde, romanı belli bir roman türüne yerleştirmek pek kolay değil. Çünkü romanda; tarih var, inanç var, felsefe var, mitoloji var, polisiye olaylar var ve bunlar bir şekilde birbirine içirilmiş ve yeni bir roman türü ortaya konmuş. Kötü mü olmuş? Hayır, çok da güzel olmuş.
Selin, toprağın üstünü, yani görüneni anlattığında gerçekçi; yer altındaki şehri anlattığında ise, fantastik bir dünya koyuyor önümüze. Bu iki dünyayı doğru bir şekilde anlatabilmek için, çok ciddi araştırmalar ve kaynak taraması yaptığını açıkça görebiliyoruz. Bu da genç yazarımızın “yazma” işini ne denli ciddiye aldığını gösteriyor.
Romanda olayları anlatan Selin, roman kişilerinden biri. Dolayısıyla olay birinci kişi ağzından anlatılıyor. Yazarın kullandığı dil; duru, açık ve anlaşılır bir dil. Bu da okumayı ve anlamayı kolaylaştırıyor. Anadolu’da gelmiş geçmiş bütün uygarlıkları kucaklamak, bıraktıkları eserleri sahiplenip korumak, tarihî eser kaçakçılığına göz yummamak gibi çevreci bir anlayışın öne çıkarılması ayrıca önemli bir bakış açısını yansıtıyor. Yine kültürel zenginliklerimiz korumak kadar, doğal zenginliklerimizi korumak konusunda da yazar oldukça duyarlı… Antik kent yönetiminin çıkardığı “SU KANUNU” çok güzel bir uygulama.
Başka neler var romanda? Üretim bilgilerinin düşman eline geçmemesi için bilinçli olarak yaptıkları bir büyü sonunda, kertenkeleye dönüşmüş olan insanlar… Büyünün merkezine hapsedilmiş, bedeni tutsak, ruhu özgür Prenses Anthea… Ve onları bu durumdan kurtarmak için 2000 yıldır umutla gelmesi beklenen Prensesin ruh ikizi, Selin… Peki, ruh ikizlerinin birliği ve çabası, umudu gerçeğe dönüştürebilecek mi? Mezar soyguncuları tarafından öldürülen Elif Ebe’nin oğlu Veli’nin katilleri bulunabilecek mi? Tarihî eser kaçakçılarının hâmîsi Nesil Hanım, yaptıklarının bedelini ödeyecek mi? Sorular… Sorular… Sorular… Yanıtlarsa, Selin Betin’in romanında. İyi okumalar…
NOT: Sevgili Selin, çok erken bir yaşta çıktığın bu edebiyat yolunda, kolay başarılamayacak pek çok şeyi başardın. Yıllar önce, bir günlük gezide gördüğün bu antik kenti, yıllar sonra böyle müthiş bir kurguyla, harika bir romana dönüştürebildiysen doğru yoldasın demektir. Seni içtenlikle tebrik ediyorum. Başarın daim; okurun çok olsun.







