Mehmet İhsan Arslan

Cennet Annelerin Ayakları Altındadır

Abone Ol
Anayasaya göre kadın ve erkekler eşittir. Yasalar bunu söylese de;  erkekler sahip olduğu fiziksel güç ve toplumun bakış açısı nedeniyle ayrıcalıklara sahiptir. Toplumumuzdaki “erkek sözü”, “adam gibi” deyimleri, ailelerin doğacak çocuklarının erkek olmasını istemeleri de bu tezimi doğruluyor. Kadın olmak zordur. Çoğu toplumlarda özgür hareket edemezler. Okumaları, meslek sahibi olmak istemeleri sorundur. Erkekler için gezip tozmak, her türlü yemek-içmek serbestken, çoğu kadın belli bir saatten sonra sokağa dahi çıkamaz. Erkeklerin bu kadar egemen ve üstün olduğu bir toplumda, Allâh-u Teâlâ’nın kadınlara bahşetmiş olduğu ‘ANNELİK DUYGUSU’ bu yazdığım eşitsizliklere karşı adeta bir ödül olmuştur. Annelik her kadının tatması gereken bir duygudur. Çünkü hamilelik dönemindeki sıkıntılara, doğum sırasında ve sonrasında çektiği acılara rağmen kadınlar yine de başka çocuk doğurmak isterler. Bir anne hamile olduğunu öğrendiği andan itibaren bütün hayatı değişir. “Hayatta bırakamam, o benim parçam” dediği sigaradan, anında vazgeçebilir. Hamileyken hasta dahi olsa ilaç kullanmaz, ağrıya katlanır. Çocuğun beslenmesi, bakımı, temizliği, geceleri defalarca uyanması anneliğin aslında ne kadar zor ve meşakkâtli olduğunu göstermektedir. Neşet ERTAŞ’ın dediği gibi: “Kadınlar insandır, biz erkekler ise insanoğlu”. CLARA’NIN GÖZLERİ Ülkenin birinde küçük Clara ve onu her şeyden çok seven annesi yaşarmış. Babasını annesinin karnındayken kaybeden Clara’nın annesinden başka kimsesi yokmuş. Annesinin de tek varlığı, öpmeye bile kıyamadığı Clara’ymış. Annesi Clara’ya hamileyken eşini kaybetmiş, çok zor günler geçirmiş. Clara doğduğunda bu üzüntüsü hafiflemiş ancak, kızının doğumunda da bazı acı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalmış. “Kızınız sağ salim dünyaya geldi Bayan Fetch” demişti Doktor. “Ancak, çok sağlıklı olduğu söylenemez.” Annesinin dünya başına yıkılmıştı. Küçük Clara’nın gözünde kayma vardı. Yürümeye başladığında bir ayağının topalladığını fark ettiler. Biraz daha büyüdüğünde de kafasının tepesinde bir bölgede saçları çıkmıyordu. Annesi Clara’yı “küçük prensesim” diye severdi. Onu kucağından hiç bırakmaz, benim kızım dünyanın en güzeli derdi. Küçük Clara da annesi gibi, dünya güzeli olduğunu düşünürdü. Bu mutlulukları Clara okula başlayıncaya kadar devam etti. Ancak, okulda arkadaşları onun şaşı gözleriyle, saçlarıyla, topallamasıyla dalga geçmeye başladığında aynaya bakmış ve annesinin kendisine yalan söylediğini anlamıştı. Asla prenses değildi, hatta güzel bile değildi. Çok çirkindi. Arkadaşları dış görünüşünden dolayı onunla oynamak bile istemiyorlardı. Zaman geçiyor, hem okula gitmek istemiyor, hem de annesine olan öfkesi artıyordu. 16-17’sine gelip genç kız olduğunda arkadaşlarının hepsinin sevgilisi varken, erkekler Clara’yla bırakın sevgili olmayı, konuşmaya bile utanıyorlardı. Tabi ya, annesi yıllarca onu ‘güzel kızım’ diyerek kandırmamış mıydı? Mademki annesi onu hayâl kırıklığına uğratmıştı, o da mutlaka annesinden intikamını almalıydı. Farklı bir şehirdeki üniversiteyi kazanacak, o şehirde tek başına yaşayacak ve annesinden ömür boyu kurtulacaktı. Bu Clara’yı rahatlatır mı bilmiyordu ama en azından annesi de onun kadar üzülür ve ödeşirlerdi. Clara evlerine 200 km mesafede bir üniversiteyi kazandı. Annesini yanına almadı ve yalnız yaşamaya başladı. Hem okuyor, hem de çalışıyordu. Doğduğunda hafif derecede olan gözündeki kayma, yaşı ilerledikçe daha da artıyor, görme yeteneği de zayıflıyordu. Doktoru en kısa zamanda bir göz nakli gerektiğini her fırsatta Clara’ya söylüyor, ancak onun DNA’sına uygun bir göz bir türlü bulunamıyordu. Clara üniversiteye başladıktan sonra annesini hiç aramadı. Akrabalarından annesinin çok hasta olduğunu ve kendisiyle bir kerecik olsun görüşmek istediğinin haberlerini alıyor, ama hiç oralı olmuyordu. Hatta intikamını aldığı için gurur bile duyuyordu. Annesi ölse bile, hiç üzülmeyeceğini düşünüyordu. Aradan geçen zamanda Clara’nın da gözlerindeki bozukluk artmaya başlamış, neredeyse artık hiç göremez olmuştu. 1 yıl sonra da gözlerini kaybetti. Okulu bırakmak zorunda kaldı. Bir gün sabah erkenden telefonu ısrarla çalmaya başladı. Arayan doktoruydu. Müjdeli bir haber veriyordu. Aranan göz bulunmuştu. Hemen ameliyat olacak ve uyumlu olursa bu yeni gözlerle diğer insanlar gibi görmeye başlayacaktı. Sevinçle hastanenin yolunu tuttu. Ameliyat için gün alındı. Nakil yapılacak gözleri kimin bağışladığını doktora hiç sormadı bile. Merak da etmiyordu zaten. Bir an önce ameliyat olup, yeni gözlerine kavuşmak istiyordu… Clara! Clara! diye 2-3 defa seslendi doktor. Hadi uyan artık. Clara kendisine geldi doğruldu. Narkozun etkisi geçmişti. Birden hatırladı. Ameliyat masasındaydı en son. Doktorun sesini tekrar duyduğuna göre ameliyat bitmişti. Gözleri sargılıydı. Doktor gözündeki bandı yavaş yavaş açacak ve merakını giderecekti. Ya gözleri tekrar görecek, ya da uzun bir süre belki de ömür boyu kör kalacaktı. Doktor sargıyı özenle kesti, açmaya başladı. Clara ayağa kalktı, aynanın oraya gitti. Başını kaldırdı. O da ne !! Görüyordu, evet görüyordu. Doktoruna sarıldı, sevinç gözyaşları döküyordu. Bu sevinç gösterisi bittikten sonra bir gariplik hissetti. Aynanın karşısında duruyordu. Saç dökülmesi nedeniyle kafasının tepesindeki delik yoktu. Saçları çok gürdü. Ayrıca, aynanın oraya yürüdüğünde fark etti ki, topallaması da geçmişti. Ayağında da bir problem yoktu. Merakla doktora döndü. “Sadece göz ameliyatı yaptığınızı sanıyordum Doktor” dedi. -Ama görüyorum ki sadece gözlerim değil, saçlarım da yerine gelmiş ayağım da düzelmiş. Bunu nasıl yaptın Doktor?” Doktor gülümseyerek: -Evet, aslında sadece göz ameliyatı oldun. Başka bir operasyon yapmadık. Anneni geçen yıl kaybetmiştik. Öldüğünde senin gözlerinin görmediğini ve göz nakli beklediğini biliyordu. Gözlerini sana bağışladı. Senin şu an saçların halen tam çıkmıyor, bir ayağın da topallamaya devam ediyor. Ama sana annenin gözlerini naklettik. Kendini aynada annenin gözleriyle görüyorsun Clara! O yüzden bir prenses gibisin. Bu mutlu olması gereken günde Clara’nın dünya başına yıkılmıştı. 1 hafta sonra annesinin mezarını ziyaretine gitti. Kendisini affetmesi için yalvardı. Ama iş işten geçmişti. Annenizi çok sevin. Onu asla üzmeyin. Bir hata işlediğinizde hemen gönlünü alın. Asla küs durmayın. Gururunuzu bir kenara bırakın. Bu anneler gününde elini öpüp barışın. Aksi takdirde, yarın çok geç olabilir… TÜM ANNELERİN ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN