Neyzen Tevfik (Kolaylı), 24 Mart 1879’da, babasının öğretmen olarak çalıştığı, Bodrum’da dünyaya geldi. Daha sonra aile, babasının yeni görev yeri olan Urla’ya taşındı. Tevfik, burada bir yandan eğitimine devam ederken, bir yandan da bir ney ustasından,   “ney ve usul dersleri” almaya başladı.  14 yaşında, ilk sara nöbetini geçiren Tevfik, okulu bıraktı; ancak daha sonra babası onu, İzmir İdadisine, kaydettirdi.   

İzmir’de –sara nöbetleri sıklaşınca- başladığı idadi (lise) eğitimini yarıda bırakıp, hicivleriyle ünlü, Şair Eşref ve arkadaşlarının arasına katıldı. Bu aydınlar çevresi, Neyzen Tevfik’in kültürel gelişiminde hayli etkili oldu. Yine bu dönemde, Mevlevi Dergâhlarına girip çıkmaya ve Arapça Farsça dersleri almaya başladı. İstanbul’a dönünce, Galata ve Kasımpaşa Mevlevihanelerinde zaman geçirmeye ve neyini üflemeye devam etti.

Bir ara, Fatih Medresesi’nde eğitim görse de orada, çabuk sıkıldı ve bu kez Bektaşiliğe yöneldi. Sütlüce Bektaşi Tekkesi piri,  Mümin Baba’ya bağlandı. Artık kendini şöyle tanımlıyordu:

Ney’de Mevlevi göründüm, Mey’de oldum Bektaşi.

Meşrebim Molla-yi Rumî, Mezhebim Bektaşi.

Neyzen, bu dönemde; Tevfik Fikret, Ahmet Rasim, Halit Ziya, Peyami Safa, Hacı Arif Bey, Tamburi Cemil Bey vb. pek çok aydınla çok dostane ilişkiler içindedir. Alkol yüzünden çok kez Bakırköy Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi’ne girip çıkan Neyzen Tevfik’in en yakın dostu, İslâmcı şairimiz, Mehmet Akif Ersoy’dur. Bu öyle bir dostluktur ki; Akif, ülkeden ayrılıp da Mısır’a gittiği yıllarda bile, O’nu görmek için Mısır’a gider ve bir yıl kadar, orada onunla kalırdı.

Mehmet Akif, Safahat’ın 7. Kitabındaki “Derviş Ahmed” başlıklı şiiriyle, Neyzen Tevfik’i anlatır ve şiirin sonuna da şöyle bir açıklama notu ekler: “Tevfik Neyzen’in üç bin dört yüzüncü tövbesinin isti’fası münasebetiyle.” Şiirin son bölümünde Akif, Neyzen’e övgüler dizer:

 DERVİŞ AHMED

…………….

“Hak erenler, iyi bak kendine miktarını bil.

Sendedir nüsha-yi Kübrâ, okumuşlarda değil…

Sen ne cevhersin a devletli, ne cansın, bilsen!

Aba altındaki sultanlara sultansın sen!

Sen ki, Kevser’i dağıtan Haydar’a kulsun ancak

Sana ısmarlamayan, kimlere ısmarlayacak?

Hadi evlâd, Dede Sultan ne içer bir sor ki…

Doldurun dervişe benden iki binlik, Yorgi!”

 Keskin dili, yanından hiç ayırmadığı Ney’i, dilden dile dolaşan fıkra ve nükteleri, sıra dışı hayatı ve renkli kişiliği ile o İstanbul’un en çok tanınan ve sevilen insanıydı… 1953 yılında bedenen bu dünyadan ayrılsa da şiirleri, fıkraları, sözleri,” “Azâb-ı Mukaddes ve “Hiç” adlı iki kitabı ile aramızda yaşamaya devam ediyor.

Başkan Ay Güven Tazeledi Başkan Ay Güven Tazeledi

NEYZEN TEVFİK SÖZLERİ:

“Kime sordumsa seni, doğru cevap vermediler.

Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus dediler.

Künyeni almak için partiye ettim telefon,

Bizdeki kayda göre o şimdi meb’us dediler.”

 “Hayat üç buçukla dört arasında yaşanır;

Ya üç buçuk atarsın ya dört dörtlük yaşarsın”

 “Asrın yeni umdesi var, hak kapanındır.

Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır.

Geçmez ele bir pâye, kavuk sallamayınca,

Kürsî-i liyâkat; pezenenk puşt olanındır.

 “Be soysuz! Namaza durduğun yönü bilirsin de KIBLE diye;

Secde edip başını koyduğun toprağı neden söylemezsin VATAN diye.

 “Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti,

Yumruk yine o yumruk, bir var ki el değişti.”

 Bir Neyzen Fıkrası: Bir dostu, Neyzen’i kaldırıma uzanmış, elinde rakı şişesi ile görünce:  “Hani artık içkiyi bırakacağım diyordun? Bakıyorum azaltacağına ölçüyü büsbütün kaçırmışsın? Deyince, Neyzen: “ Bu sefer doktor tavsiyesiyle içiyorum. Bel ağrılarından şikâyet ediyordum, doktor bana, ‘Şişe Çek’ dedi.”

 Son söz:  Neyzen Tevfik; sadece ney, içki ve küfürlü şiirlerden ibaret bir figür değildir. O, ayni zamanda; hicivleri ve şiirleriyle, ömrünün sonuna kadar; Atatürk düşmanlarıyla, devrim karşıtlarıyla, din istismarcılarıyla, yozlaşmış siyasetçi ve bürokratlarla mücadele eden bir aydındır. Anısına saygıyla…

Editör: Haber Merkezi