Bir köşede ise dam ağası meydancı Abdurrahman Çavuş ile Onun gölgesi gibi yanından hiç ayrılmayan, onun kadar gaddar ve acımasız bir adam: Aksekili… Herkesin kafasında aynı soru… Biraz sonra buraya sürgün olarak getirilecek olan Tatar Ramazan adlı mahkûm, acaba nasıl bir insandır? Alınan duyumlar, ürkütücü… Adam üç cinayet işlemiş. Geldiği hapishanenin Ağasını öldürmüş.
Meydancı ve adamları tarafından ezilen ve sömürülen garibanlar umutla bekliyorlar onu. Gelecek, kendilerini ağaların ve gardiyanların zulmünden kurtaracak. Ve sonunda beklenen gelir. İki jandarmanın arasında elleri kelepçeli olarak Tatar Ramazan volta atanları arasından geçerek idare binasına doğru kendinden emin adımlarla yürüyüp gider. Sonrasında işler o yoksul ve ezik mahkûmların beklediği gibi gelişir. Tatar Ramazan ne idare takar, ne gardiyan ne ağa…
Güvendiği tek mahkûm ise geldiği ilk akşam kendisine sofrasını açan KİRMASTILI diye anılan kişidir. KİRMASTILI, aslında yakında bitecek olan cezasına yeni ceza eklememek için, belâdan uzak durmaya çalışan, sessizliğini koruyan bir insan… Abdurrahman Ağa’nın dediği gibi: “O, hiç konuşmaz, ağırdan alır. O yüzden, içinin alacası bilinmez.”
İşler giderek bir çatışmaya doğru evrilirken, Tatar Ramazan Kirmastılı’dan bir istekte bulunur: “ Senden esaslı bir bıçak isterim. Şöyle hasmıma uzatınca kapanmayan bir cinsten olsun. Ben adama iki bıçak sallamam.” İstek kabul edilmiştir. Ramazan, Kirmastılı’nın kendisine yardım etme isteğini ise: “Senin cezan yakında bitecek, özgür olacaksın. Dışarıda seni bekleyen bir ailen var. Seni bu işe bulaştıramam” diyerek kabul etmez.
Sonra neler mi oldu? Onu, Kadir İnanır’ın “Tatar Ramazan Sürgünde” filmini izleyerek öğrenebilirsiniz. Ben bu noktada KİRMASTILI’YA dönmek istiyorum. KİRMASTI, Bursa iline bağlı Mustafakemalpaşa ilçesinin eski adı. Kitapta ve filmde Kirmastılı lakabı ile anılan mahkûm –- Gerçek adı ile Beytullah Yasanlar --- 1923 yılında, (mezar taşına göre 1927) Mustafakemalpaşa’nın Tepecik Mahallesi'nde dünyaya geldi.

15-16 gibi çok erken bir yaşta evlendi. İlk vukuatı 17 yaşında iken gerçekleşti. Kızının anlatımına göre, aslında bir başkasını hedeflemişken yanlışlıkla kayınpederini ölümüne neden oldu. Bursa hapishanesinde yatarken iki sübyancıyı öldürdü. Cezası giderek artıyordu. Eskişehir Cezaevine gönderildi. Artık ailesinden uzakta tamamen tehlikeli bir suç ortamının tam göbeğine düşmüş, geriye dönüşü olmayan bir yola savrulmuştu.

2. Dünya Savaşı tüm hızıyla devam ediyordu. Hayat herkes için zorlaşmıştı. Gıda ürünlerinin eşit ve adil dağımı için özel bir yasa çıkarılmış, ekmek bile karneye bağlanmıştı. Hapishaneler de hayat daha da zordu. Kumar, yasaklı madde, dayak, her tür baskı ve güvensizlik ortamında denetim gardiyanlardan çok koğuş ağaları tarafından sağlanıyordu. Eskişehir Cezaevinde iki koğuş arasında çıkan arbede kısa sürede isyana dönüştü. Jandarma, silahla müdahale etmek zorunda kaldı. O çatışmalar sırasında Beytullah’ın vücuduna 5 mermi isabet etti. Dördü vücudunun muhtelif yerlerine bir koluna denk geldi. Fakat yaraları ölümcül değildi. Bu olaydan ötürü yargılanmalar başladı. Artık o müebbet cezası almış bir mahkûmdu.
Ardından da Sinop Cezaevine sürüldü. Tatar Ramazan’la ve Tatar Ramazan kitabının yazarı Kerim Korcan’la aynı mekândaydı. İlk kez cezaevine düştüğünde doğan tek çocuğu henüz 40 günlüktü. Yıllar geçtikçe onun ne ziyaretçisi geldi ne parası… Kendi ihtiyacını kendi karşılamak zorundaydı. Bazen yasal çoğu kez de yasal olmayan yollarla kendini ekonomik olarak ayakta tutmaya çalıştı.

İdam beklerken, müebbete hüküm giymiş olarak geldiği Sinop cezaevinde uzun süre kaldıktan sonra İmralı’ya gönderildi. İdam edileceği düşüncesi içinde çok zor günler geçirirken çıkarılan kısmî bir af sonrasında tahliye edildi. 17 yaşında girdiği hapishanede 40’lı yaşlarında ancak çıkabildi. Ömrünün 20 yıldan fazlasını hapishanelerde geçiren Kirmastılı, hapisten ıktıktan sonra askere alındı. 44 yaşındaydı askere alındığında. Askerlik dönüşü köyüne geldi. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Köylülerinin dilinde o artık Deli Beytullah’tı. Kendisine yeni bir düzen kurmak zorundaydı. Zaman içinde biri 1957’de diğeri 1963’te olmak üzere iki kız çocukları daha dünyaya geldi.
Cezaevinde geçim yolu olarak yaptığı işler bir süre daha devam etti. Bu parayla köyden tarla aldı. 1982’de kendisine bahçeli güzel bir ev yaptırdı. Bir kızı okudu, doktor oldu. Halen İstanbul’da yaşıyor. Üç numaralı kızı Emel Yasanlar Kahya, köyde yaşamını sürdürüyor. Kirmastılı Beytullah, hapishane yaşamı ile ilgili olarak hiç konuşmadı. Sadece bir gün, Cezaevinde yatan ve gayrimüslim olduğu için herkesçe Gâvur diye dışlanan Artin adında birine sofrasını açtığını ve ona sahip çıktığını onun daha sonra, İSLÂM’I seçtiğini anlattı.

KİRMASTILI, 1.80 boyunda iri cüsseli bir adamdı. İçeride onca badireler atlatmasına, ömrünün 20 yılını mahpus damlarında geçirmesine rağmen oldukça sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdürdü. Giyimine çok özen gösterir, cezaevi alışkanlığından olacak ki; uzun paltosunu hep omuzlarına atarak taşır ve volta atar gibi dimdik yürürdü. Evin mutfağında geçirdiği bir Beyin kanaması sonucu 81 yaşında hayatını kaybeden Beytullah Yasanlar’ın mezar taşında şöyle yazıyor: “Halil İbrahim Oğlu Beytullah Yasanlar: Doğum: 1927 Ölümü: 23.11.2002” Eşi Tenzile Ersoy Yasanlar ise kendisinden üç ay sonra öldü.

NOT: Bu yazı için Beytullah Yasanlar’ın kızı Emel Yasanlar Kahya ve torunu Gökhan’la görüştük. Kendilerine bize samimiyetle bilgilendirdikleri ve özel bazı fotoğrafları bizlerle paylaştıkları için teşekkür ederiz.
Bu yazı, bazı kişileri rahatsız edebilir. Onca cana kıymış bir adamı neden anlatıyorsunuz diyebilirler. Neden anlatıyoruz? Anlatılanlardan ibret alınsın diye. Bu yanlış yaşanmış hayatlar tekrar yaşanmasın diye. Hiç kimsenin bir başkasını hayattan alma gibi bir hakkının olmadığı üzerine yeniden düşünmemiz için.
Eşini, 17 yaşındaki bir çocuk tarafından işlenen bir suikast sonucu kaybeden bir kadının, Rakel DİNK’in şu sözlerini çok önemsiyorum. “Kardeşlerim! Katil kaç yaşında olursa olsun; ister yedi, ister on yedi. Ben onun bir zamanlar bir bebek olduğunu biliyorum. Bizler, bir bebekten bir katil yaratan bu karanlığı sorgulamadıkça, hiçbir şey yapamayız kardeşlerim.”
Sonuç olarak, doğru ve güzel yaşanmış bazı yaşamlar vardır ki onları kendimize örnek alırız; fakat öyle hayatlar da vardır ki onlardan da dersler çıkarır İBRET alırız. Dilerim bu yazı da onlardan biri olsun.






