Şiir yanında; öykü, deneme, makale türünde eserler verdi, dergi çıkardı, çeviriler yaptı.
Bugün sadece çok sevilen ve sosyal medyada çokça paylaşılan birkaç kısa şiiriyle, kendisini anmak istiyorum.
Orhan Veli’nin babası Mehmet Veli, cumhuriyet döneminde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi… Ayrıca, Ankara Musiki Muallim Mektebi’nde de Armoni Profesörü olarak görev yapmaktadır. Yani dönemin önemli şahsiyetlerinden biri.
Orkestra çalışmalarına ara verildiği bir zamanda, birkaç sanatçının bir köşede toplaşıp arada bir kendisine bakarak gülüştüklerini görünce: “Hayrola çocuklar, ne fısıldaşıp duruyorsunuz? Bir şey mi var” diyerek yanlarına gider. Gruptan biri elindeki dergiyi kendisine vererek açık sayfaya bakmasını ister. Sayfada Oğlu Orhan Veli’nin bir şiiri vardır. Şiiri okuduktan sonra: “Hadi işimize bakalım” der ve yerine geçer. Şiir şudur:
İSTANBUL TÜRKÜSÜ
İstanbul’da Boğaziçi’nde bir fakir Orhan Veli’yim.
Veli’nin oğluyum, tarifsiz kederler içinde.
Rumeli Hisarı’na oturmuşum,
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum.
İstanbul’un mermer taşları,
Başıma da konuyor anam martı kuşları…
Gözlerimden boşanır hicran yaşları.
Eda’lım, senin yüzünden bu halim…
İstanbul’un orta yeri sinema,
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama.
El konuşur, sevişirmiş bana ne?
Eda’lım, boynuna vebalim.
İstanbul’da Boğaziçi’nde
Bir fakir Orhan Veli.
Veli’nin oğlu;
Tarifsiz kederler içinde…
İşyerinde pek renk vermeyen baba, eve gelince oğluna “ Evlâdım, sen fakirliğinİ cümle âleme ilân etmek istiyorsan et. Beni niye karıştırıyorsun?” diye sitem eder.
Şairimiz yeni bir aşka yelken açmak üzeredir; ama yolunda gitmeyen bir şeyler var. Olmayacak duaya Âmin demek de istemez. Çünkü onlar iki ayrı dünyanın insanıdır. Bu durumu iki kedi üzerinden bakın ne güzel anlatmış.
KUYRUKLU ŞİİR
Uyuşamayız, yollarımız ayrı.
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi.
Senin yiyeceğin kalaylı kapta.
Benimki aslan ağzında.
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.
Ama seninki de kolay değil kardeşim,
Kolay değil hani,
Böyle kuyruk sallamak Tanrı’nın günü.
Sonradan kitaplaştırılan sevgilisi ve hâmisi Nahid Hanım’a yazdığı mektuplarda görüyoruz ki işsiz ve parasız kaldığı zor zamanları da oldu. Bugün olduğu gibi o gün de hiçbir şey bedava (parasız) değildi. O da bunu görüyordu elbette. Fakat ince ince dalgasını geçiyordu “Bedava” başlıklı şiirinde.
BEDAVA
Bedava yaşıyoruz bedava.
Hava bedava, bulut bedava.
Dere tepe bedava.
Yağmur çamur bedava.
Otomobillerin dışı,
Sinemaları kapısı,
Camekânlar (vitrinler) bedava.
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava.
Kelle fiyatına hürriyet
Esirlik bedava.
Bedava yaşıyoruz bedava.
O, son derece duyarlı bir insandır. Fakat gelin görün ki dünyamız duyarsız insanlarla dolu. Olaylar karşısında tepki vermeyen, kendi konfor alanlarından asla dışarı çıkmayan o insanımsı yaratıkları beş dizelik bir şiirde ne güzel anlatır.
CIMBIZLI ŞİİR
Ne atom bombası
Ne Londra konferansı
Bir elinde cımbız
Bir elinde ayna;
Umurunda mı dünya?
Daha kısa bir şiirini alalım şuraya, anlayan anlasın.
VATAN İÇİN
Neler yapmadık şu VATAN için.
Kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik.
Son bir şiirini paylaşarak veda edelim şairimize. Rahmetle ve saygıyla anarak.
SERESERPE
Uzanıp yatıvermiş sere serpe
Entarisi sıyrılmış hafiften,
Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor.
Bir eliyle de göğsünü tutmuş.
İçinde kötülük yok biliyorum.
Yok, benim de yok ama…
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!..






