Bu sitede, her biriyle söyleşiler yaptık. Hem kendilerinin hem eserlerinin tanıtımı konusunda kendilerine destek olduk. Çünkü bu site, etkin bir haber sitesi olmanın yanı sıra, sanata ve sanatçıya hak ettiği değeri veren, sanatçıyı koruyan, kollayan bir kültür sitesidir. Bugün, bu beş kadın yazarımızın yanına yine - ilçemizden çıkan - Medine OVAOĞLU adlı genç bir kadın yazarı daha ekliyoruz.
Tarih:12 Mart 2026… Saat: 21,00… Anatares'te yazarla, yeni kitabı üzerine bir söyleşi yapmak amacıyla bir araya geldik. Yazarımızın sevgili eşi ile Paşa’da haber sitesinin sahibi ve genel yayın yönetmeni Gökhan ÖZHAN da bize eşlik ediyorlar. Henüz yolun başında olan bu genç yazarın heyecanı ve mutluluğu bize de yansıyor. Güzel bir akşam… Muhabbet ortamı, çaylar, içimizi ısıtıyor. Fotoğraflar da çekildi, artık söyleşi faslına geçebiliriz.

“Boşluğun Kanatları” alt başlığını taşıyan “SİMURG” adlı romanınızı eleştirel bir gözle okudum. 19 Şubat 2026’da Girişim Ajans Ofset Matbaası’nda basılıp, Sinada Yayınevi tarafından yayımlanan ve 44 bölüm olarak düzenlenen 192 sayfalık roman üzerinde konuşmamıza geçmeden önce, sizi tanımak isterim. Çünkü kitaba biyografiniz konmamış.
Adım Medine OVAOĞLU… 27 Mayıs 1984’te Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde doğdum. İlk, orta ve lise öğrenimimi bu ilçede tamamladım. Üç kız kardeşiz. Ben liseden sonra Balıkesir Savaştepe Anadolu Öğretmen Lisesi sınavını kazandım babam göndermedi. Üniversite sınavını kazandım aynı engelle karşılaştım. Sonra bir süre bir dikiş atölyesinde çalıştım. Belli bir olgunluğa ulaştıktan sonra; bu benim hayatım, artık kendi geleceğimle ilgili kararı ben vermeliyim diye düşündüm ve Özel Güvenlik Belgesi alarak Türkiye Jokey Kulübünde çalışmaya başladım. Halen aynı kurumda çalışmaya devam ediyorum. Bu arada aynı kulüpte fakat farklı bir birimde çalışan eşimle tanışıp evlendim. Elisa (12) ve Deniz (8) adlarında çok sevdiğim iki kızım var.

Sizin adınıza sevindim. Mutluluğunuz daim olsun. Gelelim romanınıza… Bundan önce başka çalışmalarınız oldu mu?
Öncelikle okumayı çok seviyorum. Geçmişte şiirler yazdığım olmuştur Fakat kitap yazmak gibi bir çabam olmadı. Duygusal bir yapım var. Yaşadığım hayat, karşılaştığım insanlık halleri, doğanın dinginliği, beni her zaman derinden etkilemiştir. Anlık, çok güzel düşünceler geçerdi aklımda, onların geçip gitmesine izin vermezdim. Hemen bir yerlere not ederdim. İşte o biriken notlar gün geldi bende bir yazma arzusu uyandırdı. Bunları yazmalıyım dedim ve oturup yazdım. Ortaya böyle bir roman çıktı.
Bir “ilk roman” için sizi çok başarılı bulduğumu söylemek istiyorum. Bir köy ve onun bağlı olduğu bir ilçe merkezi… Yani dar bir mekânda geçen ama 50’li yıllardan başlayarak günümüze kadar gelen bir zaman diliminde geçen olayları anlatıyorsunuz. Diliniz çok sade ve anlaşılır bir dil. Diyaloglar az ama etkili kullanılmış. Sözler, deyimler konuşan kişilerin yaş, yaşam ve kültür düzeylerine çok uygun düşüyor. Bunda otobiyografik ögelerin bolca kullanılmasının etkili olduğunu düşünüyorum. Bunu zaten kitabın ön kapağında “Gerçek hayat hikâyesinden kurgulanmıştır” sözleriyle açıklıyorsunuz.
Çok teşekkür ederim. Sizin gibi deneyimli bir öğretmenimden bunları duymak beni çok mutlu etti. Bu romanda, gerçeklikle kurguyu birleştirerek yeni bir yapı kurmaya çalıştım. Son bölümler ise tamamen kurgudur. Hocam, eksiklerim varsa onları da bilmek isterim.
Burada yaptığımız şey, bir eleştiri değil. Sadece bir romanı anlama ve yorumlama çabası… Romanda göze batan yerler var: tam sayfayı dolduran gereksiz bir teşekkür ifadesi… Romandaki akışı bozan, “Editörün notu” gibi bir metne dışarıdan yapılan anlamsız müdahale… Bir de yersiz bir “giriş” bölümü… Fakat bunlar sizden kaynaklanan hatalar değil. Bu arada anlatıcı kullanma tercihiniz bana çok ilginç geldi. Çoklu anlatımı tercih etmişsiniz. Bu bilinçli bir seçim mi yoksa tesadüf mü?
Yok, bilerek bu yolu seçtim. Normalde 3.Tekil kişili anlatımdı tercihim ama Anka’nın konuştuğu bölümlerde onu doğrudan konuşturursam, anlatım daha etkili olur diye düşündüm ve 1. Tekil kişili anlatımı tercih ettim.
Doğru bir tercih… Peki, bu ilk romanı bir kenara ayırdık. Devamı gelecek mi bu yazma eyleminin? Var mı kafanızda yeni projeler?
Var hocam. Bu kez biraz felsefe, biraz psikoloji ağırlıklı farklı bir roman yazmak istiyorum.

Bu düşüncenizi bir an önce gerçeğe dönüştürmeniz dileğiyle size başarılar diliyorum. Doğru yoldasınız, bunu başaracak yeteneğe de birikime de sahipsiniz. Bu ilk romanında tespit ettiğim altı çizilecek birkaç cümlenizi okurlarınız için buraya almak istiyorum.
Kitaptan alıntılar:
“ Ben Serhat’ta hem aşkı hem hayatı hem umudu hem de içimdeki tüm yaralara rağmen iyileşebilme ihtimalini sevdim.”
“Erkek milleti değil mi kızım, hepsi aynı… Önce bir gökyüzü vaat ederler, sonra o gökyüzünü başına yıkar giderler.”
“Dedem bana babalığı verdi, babam bana yokluğunu… O yüzden ben babamı hiç öpmeden büyüdüm ama dedemin omzunda dünyayı gezdim. (…) Babam yoldu, dedem ev… Ben evi seçtim. On yedi yaşımda iken dedem öldü ve işte o zaman benim çocukluğum kapandı. Elim, bir daha hiç o kadar sıcak olmadı.”
“Esra’nın evinde alkol vardı, benim evimde öfke… O’nun annesi hep susardı, benim annem bağırırdı… Onun babası korkunçtu, benim babam korkuluktu.”
Son bir soru… Bu romanla okurlarına nasıl bir mesaj vermeyi düşündün?
Bu kitabı okuyacak olanların – özellikle kadın okurların- ANKA adlı kadın kahramanın yaşam mücadelesinden bir ders almalarını, düştükleri yerden yine kendi çabalarıyla kalkmalarını ve bir Zümrüdüanka gibi kendi küllerinden yeniden kendilerini var edebilme gücüne sahip olmalarını isterim. Hocam, sizleri tanıdığıma çok memnun oldum. Size ve Gökhan Bey’e ilginiz ve yardımlarınız için çok teşekkür ederim.
Bir şey değil. Biz de sizi, sevgili eşinizi ve o sevimli kızlarınızı tanımış olmaktan büyük mutluluk duyduk. Başarınız daim, yolunuz açık, okurunuz çok olsun.







