İlkokuldan sonra, girdiği Köy Enstitüleri sınavını kazanarak Diyarbakır Dicle Köy Enstitüsü’nde, eğitimine devam etti. 18 yaşında bu okuldan mezun olduğu yıl Urfa - Siverek’te Bucak Aşireti’nin yaşadığı Kalemli köyünde bir yıl ilkokul öğretmenliği yaptıktan sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü’ne kaydoldu. Beden Eğitimi öğretmeni olarak mezun olduktan sonra, 1961-67yıllarında Malatya Lisesi’nde, 1967-74 yılları arasında da İzmit Lisesi’nde beden eğitimi öğretmeni olarak görev yaptı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra 22 yıllık öğretmenken önce Trabzon’a sürüldü ve sonra zorla emekli edildi.
1971’de “Kırmızı Yel” adlı öykü kitabı ile TRT Büyük Öykü Yarışmasını kazanınca, edebiyat dünyasında da tanınır oldu. Kitabı okuyan ve çok seven Yılmaz Güney hemen kendisi ile görüşerek “Kırmızı Yel” öyküsünü satın alarak sinema filmi yapmak istedi. Görüş sırasında Yılmaz Güney kendisine şöyle demişti: “ Farkında değilsin ama sen sinemacısın baba. Senin her öykünde, her satırında müthiş, sinematografik ögeler var.”
Fakat bu arada 12 Mart Muhtırası verildi ve bu yarı-darbe sürecinde, bu istek –maalesef- hayata geçirilemedi. Daha sonra yönetmen Atıf Yılmaz bu öyküyü, “ADAK” adıyla filme aldı. Yazar art arda kitaplar yayımlıyor ve neredeyse, yayımladığı her öykü kitabı ile bir başka ödülün sahibi oluyordu.
Kimilerine göre o, Türkiye’nin Cengiz Aytmatov’uydu; kimileri de onu Yaşar Kemal’le kıyaslamaya kalkıyordu.; fakat o bir röportajında şöyle demişti: “ Nazım Hikmet nasıl Türkiye’nin en büyük şairi ise Yaşar Kemal de en büyük yazarıdır. Ben Yunus gibi, Dadaloğlu gibi kısa ve yalın cümlelerle öyküler yazıyorum, o kadar.”
Yazdığı öykülerin çoğu, başkaları tarafından, bazıları da bizzat kendisi tarafından senaryolaştırılarak sinema filmi olarak çekildi. Bu şekilde 23 öykü, sinemaya aktarıldı ve bu filimler 60’ın üzerinde film festivallerine katıldı ve 35 ödül kazandı. İşte o filmlerden birkaçı: FIRAT’IN CİNLERİ, KİBAR FEYZO, DERMAN, KIZGIN TOPRAK, TOMRUK, AYNA, FİRAR, ATLA GEL ŞABAN, ZÜĞÜRT AĞA, KURBAĞALAR, YAĞMURDAN SONRA, KURŞUN ADRES SORMAZ…
Osman Şahin, 12 Eylül 1980’de emekli edilmenin yanı sıra bu kez de 8 Eylül 1978 tarihli Aydınlık Gazetesi’nde yazmış olduğu, bir romana yönelik eleştiri yazısı nedeniyle sıkıyönetim mahkemesinde yargılandı ve 18 ay hapse mahkûm edildi. Şile ve Yalova’da geçen o hapishane günlerinde 12 Eylül faşizminin işkencelerinin, zincirlenmiş mahkûm sevklerinin ve ölümlerle sonuçlanan açlık grevlerinin tanığı olarak kaleme aldığı 14 öyküsünü “Kolları Bağlı Doğan” adlı kitabında yayımlayarak tarihe not düştü. Yine Talat BULUT ve Hülya KOÇYİĞİT’in oynadığı “FİRAR” filminin öyküsünü de o hapislik günlerinde yazdı.
Toplumcu-gerçekçi bir yorumla ele aldığı öykülerinde, ağırlıklı olarak köylülerin toprak sorununu, ağaların, şeyhlerin, törelerin ve geleneklerin kıskacında cahil bırakılmış insanların birbirleriyle ve sistemle olan çatışmalarını dile getirdi.
Aynı dönemde onun gibi esas olarak Doğu ve Güneydoğu insanını anlatan Bekir Yıldız, Fikret Otyam ve Ümit Kaftancıoğlu gibi değerli yazarlarımız da günümüz gençleri tarafından mutlaka okunmalı diye düşünüyorum.
NOT: Osman Şahin’in Cumhuriyet Kitapları arasında yayımlanan “ 47 VAKASI” adlı araştırma-incele türünde kaleme aldığı son eseri de mutlaka okunmalı. 1947 yılında yapılan genel muhtarlık seçimlerinde, doğduğu Arslanköy’de CHP ile DP arasında tam bir savaşa dönüşen ve yerli yabancı basına “47 VAKASI” olarak geçen o ibretlik olayı canlı tanıklar aracılığı ile anlatıyor. Bugünü doğru anlamak için dönüp o günlere bakmakta yarar var.