Bu, kişinin kendi tercihi olan bir yalnızlık değildir. Daha açık bir söylemle bu tam bir “kalabalık yalnızlık” durumudur. Yabancılaşma durumundaki birey kendini değersiz ve yalnız hissettiği için her şeyden ve herkesten uzaklaşıp kendi içine çekilir.

Edebiyatımızda yabancılaşma durumunu roman kahramanları üzerinden anlatan çok değerli yazarlarımız var. Bu yazarların ilki ve en önemlisi, Halit Ziya Uşaklıgil’dir. Uşaklıgil (1866-1945) Türk edebiyatında realist – natüralist edebiyat akımına bağlı kalarak, Batılı anlamda modern Türk romanını kaleme alan ilk kişidir. Günümüz genç kuşak okuru yazarın AŞK-I MEMNU (Yasak Aşk) adlı romanını - okumamış olsa bile - televizyon dizisinden bilir. Fakat O’nun MAİ VE SİYAH romanının edebiyatımızdaki yeri, bana göre çok daha önemlidir.

Şimdi bu romanın başkahramanı Ahmet Cemil üzerinden giderek, “Yabancılaşma” kavramını anlamaya çalışalım. Kimdir bu Ahmet Cemil? Ahmet Cemil, Osmanlı Devleti’nin son yıllarında İstanbul’da yaşayan, geleceğe yönelik büyük ve iddialı hayalleri olan, edebiyat tutkunu, mülkiye mezunu eğitimli bir gençtir. Erken yaşta babasını kaybettiği için annesi ve kız kardeşi İkbal ile birlikte yaşadıkları evin tüm yükü onun omuzlarına yıkılmıştır.

Özel dersler vererek, yayınevleri için kitaplar çevirerek ve bir gazetede köşe yazıları yazarak ailesini geçindirmeye çalışmaktadır. Bunlar onun için sıradan işlerdir. Onun geleceğe yönelik çok iddialı hayalleri vardır. Geceler boyu üzerinde çalıştığı şiirleri ileride yayımlayacak ve bu kitapla Türk şiirinde yeni bir çığır açacak, çok ünlü bir şair olarak ünlenecek ve çok para kazanacaktır. O gün geldiğinde, kardeşi İkbal’e bir ev alacak, onu evlendirerek mutlu ve huzurlu bir yuva kurmasını sağlayacak. Sonra, kendisini anlayan tek arkadaşı, Hüseyin Nazmi’nin kız kardeşi Lamia ile evlenecek, tıpkı onların yaşadığı konağa benzeyen –kendisine ait- büyük bir konakta mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşayacaktır. Hayaller böyle…

Peki, gerçekler ne anlatıyor? Şiir kitabı basılır; fakat eski edebiyatı savunan edebî çevre tarafından bu yeni şiir anlayışı pek kabul görmez. İdealist genç şairimiz acımasızca eleştirilir, küçümsenir hatta kimileri tarafından alaya alınır. Çalıştığı gazetenin sahibinin oğlu Vehbi Efendi, İkbal’le evlenmek istediğinde, Ahmet Cemil hiç istemese de bu evliliğe, (damat adayının zenginliği belki İkbal için bir kurtuluş olur) ümidiyle onay verir. Vehbi Efendi, kibirli, kaba bir insandır. İkbal’i küçümser, ona değer vermez, zaman zaman da şiddet uygular.

Ahmet Cemil - İkbal mutsuzluğunu ailesine yansıtmasa da - durumun farkındadır; ama elinden bir şey gelmez. Sonunda, olan olur… İkbal, maruz kaldığı bir şiddet olayı sonunda hem karnındaki bebeğini hem kendi hayatını kaybeder.

Ahmet Cemil’i hayata bağlayan son bir şey kalmıştır: Lamia ile evlenebilme umudu. Fakat bir sorun var. Gerçek şu ki; Lamia, Ahmet Cemil’in kendisi ile ilgili bu düşüncesinden habersizdir. Ahmet Cemil ünlü ve zengin olduktan sonra Lamia’ya açılmayı düşünürken bir gün Lamia’nın bir subayla evlenme hazırlığında olduğunu öğrenir. Onu hayata bağlayan son bağ da böylece kopar. Geceler boyu büyük ümitlerle yazdığı tüm şiirleri yakar.

Artık onun için bu şehirde, bu kendisini anlamayan insanlar arasında yaşamanın bir anlamı da gereği de kalmamıştır. Uzak diyarlarda bir memuriyet görevi alarak, annesi ile birlikte bindikleri bir vapurla, mavi bir İstanbul akşamında kurduğu hayallerini yerle bir eden bu şehirden ayrılacaktır. İçine düştüğü bu yabancılaşma durumundan, çevre değiştirerek, başka bir yerde yeni bir hayat kurarak kurtulmaya çalışacaktır.

Ekim Ayı Meclis Gündemi Belli Oldu
Ekim Ayı Meclis Gündemi Belli Oldu
İçeriği Görüntüle

NOT: Edebiyatımızda başkahraman üzerinden yabancılaşmayı anlatan şu romanlar da okunabilir: YABAN: ( Yakup Kadri Karaosmanoğlu) EYLÜL: (Mehmet Rauf), Kürk Mantolu Madonna: (Sabahattin Ali), TUTUNAMAYANLAR ( Oğuz Atay), AYLAK ADAM ( Yusuf Atılgan.)