İç ve dış göçlerle gelerek yerli halka eklemlenen nüfus yapısıyla kozmopolit bir ilçe… 19. Yüzyılda Kafkaslardan, 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde Balkanlardan, Cumhuriyet döneminde, iç göç yoluyla; Anadolu’nun, değişik bölgelerinden gelenler, burada birleşip kaynaştı. Gelenler, kendi kültürlerini de buraya taşıdılar. Bu, kültürler arası kaynaşma ve çok kültürlülük durumu, ilçe halkını daha da hoşgörülü bir topluma dönüştürdü.

O yüzden; burada insan ilişkileri çok daha sıcak ve samimi… İnsanlar, daha özverili ve paylaşımcı… Sokağa adım attığınızda, onlarca kişiyle selâmlaşıp hal hatır sorabiliyorsunuz. Komşuluk ilişkileri hâlâ üst düzeyde. Bunlar, özellikle günümüzde, kolay bulunur özellikler değil. Değerini bilelim.

Bu güzel ilçede, aramızda yaşayan çok renkli simalar var. Herkesin sevgisini ve takdirini kazanmış, yoklukları hemen hissedilen, aranan/sorulan insanlar… İlerlemiş yaşlarına rağmen; hâlâ içlerindeki çocuğu koruyan/yaşatan insanlar… Bugün o güzel insanlardan birini yazmak/anlatmak istiyorum.

Her Devirde Muhalif,Refik Halit Karay Her Devirde Muhalif,Refik Halit Karay

Adı: Sümer Altuğ Tevellüt: 1945… Doğum yeri: Mustafakemalpaşa… İlçede kısaca “Foto Sadık” diye anılan, Fotoğrafçı Sadık Altuğ ile eşi Meliha Hanımın, üç çocuğundan biri. Diğer çocukları: Sacit ve Semra… Aile, ilçenin yerli ailelerinden biri… Burada, yerli ailelere “Manav” deniliyor. İlçenin tek fotoğrafçısı olduğu için Foto Sadık iyi para kazanıyor ve ailesine maddi bir sıkıntı yaşatmıyor.

Sümer; ortaokul 2. Sınıf öğrencisi iken, sağlık sorunları nedeniyle okulu bırakmak zorunda kalıyor. Babalarının vefatından sonra, iki kardeş, baba mesleğini devralıyor ve aynı yerde birlikte çalışıyorlar. Sümer çok hareketli bir delikanlı… Yerinde duramayan, hani çalmadan oynuyor derler ya, işte öyle bir kişiliğe sahip. Sesi de güzel… Türküler söylüyor, çok da güzel darbuka çalıyor…

Onun bu müzik ve oyun tutkusu ve yeteneği sonunda ileri yaşına rağmen kendisini sahneye çıkardı. Ben de kendisiyle ilk kez o sahnede tanıştım. Sahnede, davudi sesiyle, solo olarak okuduğu kahramanlık türküleri kadar, yıllara meydan okuyan duruşuyla ve oynadığı zeybekle de dikkatleri çekiyor, çılgınca alkışlanıyordu. Sokakta yanınızdan geçse, hiç dikkatinizi çekmeyecek olan sıradan bir insan, siyah körüklü çizmeleri ve sırmalı mor cepkeni ile sahneye çıktığında âdeta devleşiyordu.

Kendisini tanıdıktan sonra bambaşka bir insan olduğunu anlıyorsunuz. Sizinle konuşurken, göz teması kurmaktan imtina eder; fakat tokalaştığınızda öyle bir el sıkışı vardır ki; âdeta, ruhuyla sizi sarar sarmalar. İçtendir, samimidir, doğaldır… “Nasılsın Sümer abi?” diye sorarsanız, her zaman alacağınız yanıt aynıdır: “Çelik gibi sağlam, tüy gibi hafifim” der.

O, sahnelerin vaz geçilmez adamı, O efeleri efesi Sümer Efe,  bir bakıyorsunuz Adnan Menderes Meydanı’nda Mehter takımını yönetiyor.

 “Vakt-i Sürur-u Sefa! Mehterbaşı Ağa! Hey, heeyy!”

 “Merhaba ey mehteran!”

“Merhaba mehterbaşı Ağa!”

 ”Estergon Kal’ası… Hasduurrr! Haydi, Ya Allah!”

Bu, dur durak bilmeyen adamı, sonunda yıllarca içtiği, günde 4 paketi bulan sigara, durdurdu. 2021’de büyük bir sağlık sorunu yaşadı. Geçirdiği zorlu hastane süreci ve ameliyatlar, sevenlerini üzdü ve onu, günde birkaç kez gidip gelmeden duramadığı sokaklardan çekip aldı. Şimdilerde sağlığı yerinde; ama sürekli kontrol altında. Kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Sahneleri bir başka değeri olan Yücel Kaydı da uzun zamandır, büyük sağlık sorunları yaşıyor. O da meclisten el ayak çekti. Ona da geçmiş olsun dileklerimi sunuyor ve bir başka yazıda kendisini yazmak istiyorum.

Fgfgfg

Editör: Haber Merkezi